Söylemek isteyip de söylemediklerimi, söyleyemediğimden değil dinlemeyeceğini, duymayacağını bildiğimden söylemiyorum. Biriken sözcükler, yuttuğum cümleler ağır geliyor. Gitmem gerektiğini bidiğimde gidemeyişimin yükü de her geçen gün ağırlaşıyor. 
Yaşamak isteyip de yaşayamadıklarım daha da ağır geliyor....


A ş k N α m e


       

kimileri neden sevgilerini saklama gereği duyarlar ki ? ne kaybettirir sevdiğini söylemek,söyleyemiyorsan en azından göstermek...çünkü sevgi delil ister,ispat bekler...belki de sevdiğinin umudu,gününün mutluluğu senin egon yüzünden sakladığın tebessümünde gizlidir.
     sevmiyorsan zaten sorun yok.sorun sevdiğini göstermeyi acizlik sananlarda..
     beni paranoyak sevdalara salar bu bilmezlik.gel-gitler yaşatır ilişkilerimde..oysa benim gibi sevgisi de nefreti de aşikar olan birine bu acizliğin açıklanması lazım..
     bu med-cezirli  sevgiler korkutur beni ,ürkütür.sadece aşk'ta değil her türlü sosyal ilişkilerinde geçerli bu durum.
     nacizane fikrim,sevin ; sevdiğinizi gösterin.
     kimsenin umudunun,mutluluğunun katili olmayın...










         İçimde palyaçoların herkesi güldüren,fakat derinden etkileyen izleri var...Tebessümlerinin arkasında sakladıkları gözyaşı gibiyim..Gözyaşım damladığında yeryüzü griye boyanacak..Siyahla beyazın karışımı olan griye...İyi ile kötünün,güzel ile çirkinin ,aşk ve nefretin,sadakat ve ihanetin rengi griye...
          Kim demiş aşkın rengi kırmızıdır diye...Tezatlıklar ve çelişkiler yumağı olan aşkın da hayatın da rengi gridir aslında...


28.12.2013/Cumartesi






Allah der ki: "Kimi benden çok seversen, onu senden alırım." ve ekler: "Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım." ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur.. Aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya.. Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur.. Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. En garibi de budur ya.. Öldüm der durur, yine de yaşarsın..!


(tecrübeyle sabittir)


Benim hayatımda hiç bir şey hiç bir zaman kolay olmadı öyle.. 
Hep mücadele etmek zorunda kaldım... 
Sevdiğim sevdiklerim yada sevenlerim için... 
Yaşamak için... Yalnızda devam edebilmek için... 
Yarım kalsam da çoğu zaman hiç vazgeçmedim... 
Bunun için yüreğim nasırlaştı yüzüm duvarlaştı... Duygularımı belli edemez oldum... Yada duygu nedir bilmez Acımasız görüldüm hatta bazen Katı Birazda soyutlamış kendini... Ama bilmediler içimi..
içim hala kırılgan benim... Hala var gözyaşlarım...
Öyle dışımdan bilmediğiniz içime akan gözyaşlarım..
Öyle gördüğünüz gibi değilim..
Ağlayan bir çocuk var halen içimde..
Her ne kadar gülsem de....


YÜREKTEN DAMLALAR







KİMSE ARADIĞINI BULAMADI AŞKTA..YA YARIM KALDIK İKİMİZE,YA FAZLA GELDİK BİRİMİZE..AŞIK OLMAK İSTEDİKLERİMİZLE,AŞIK OLDUKLARIMIZ BİRBİRİNİ TUTMADI.KİMİMİZ OLANLA YETİNDİ,KİMİMİZ YETİNEMEDİ KENDİ YALNIZLIĞIYLA BİLE....



Kahraman Tazeoğlu


canıma,cananıma....


Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.

Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik.
Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik.
Korktuk.
"Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık: "Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var. O yüzden eksiklik hissediyoruz".
Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken "yaşımız küçük" diye düşündük. Her istediğimizi yapamıyoruz. Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi. Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
"Bir eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl geçecek bu? "
Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek. İşe girince geçecek. Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek.
Okulu bitirdik. Diploma aldık. İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık. Araba aldık. Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık. Geçmedi. "Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik. "Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız.
Beklemeye başladık. Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk. Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri. Hesap cüzdanları, kartvizitler, hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı' yı gördük.
Işığı gördük."Tünelin ucundaki ışık bu olmalı" diye düşündük "kurtulduk".
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi. Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi. Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir terslik olduğunu.
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.
Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her yere baktık.
Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk? Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık? Terk edilmekten korkar mıydık?
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
"Herkes beni sevsin" diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce, kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka 'bir'i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor.

Can YÜCEL