GÜN 'E VE DÜN'E DAİR NE VARSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜN 'E VE DÜN'E DAİR NE VARSA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

GİTTİN...Ağaç kökleri gibi en derinlere salınıp,beni terkettin.
Yüreğimin kırkıncı odasında,kırk kilit altında, kırıklıklar-kırgınlıklar ; yaşanmışlıklar-yaşanamamışlıklar  arasında saklısın şimdi.
Gittin...Varlığını yokluğunda öğrendiğim,yokluğunda varlığımı kaybettiğim bir kasım rüzgarı,bir güz yaprağısın artık benim için.
Acabalarla keşkelerin zindana düştüğü,umudun küstüğü,uykularımın hıçkırıklarla bölündüğü hoyrat eldesin...
Kalsaydın kim bilir hangi yarımım tam,hangi siyahım beyaz,kışım yaz olurdu.
Sahi soğuk mu oralar ?Ben mi daha çok üşüyorum sen mi ?
Hangimiz daha karanlıkta ?
Sen kırk odalı yalnızlığımın kırkıncı odasında ,ben ise koca bir boşlukta...
(09/11/2015)






             BANA ALDANMA

           Benim için ne denli önemli olduğunu ve eğer istersen ,özümde var olan kişinin yaratıcısı olabileceğini bilmeni istiyorum.

            Yalnızca sen,arkasında titremekte olduğum duvarı yıkabilirsin.


            Yalnızca sen , maskemin altında olanı görebilirsin. 

            
            Yalnızca sen ,beni ürkü , korku ve yalnızlıktan oluşan karanlık  dünyamdan kurtarabilirsin.  
           Bu  nedenle , ne  olursa olsun  yanımdan geçipte gitme. Bunun senin için kolay olmayacağını biliyorum. Çünkü değersizlik inancı güçlü duvarlar örer.Sen bana ne denli yaklaşırsan ben de o denli bilinçsizce geriye kaçabilirim.Görüyorsun en çok gereksinme duyduğum şeye karşı savaşıyor gibiyim sanki.

             Ama sevginin duvarlardan daha güçlü olduğunu söylediler.Tek umudum da bu.

              
             Öyleyse güçlü ama sevecen ellerinle yık bu duvarları.Sevecen ol.Çünkü içimdeki çocuk çok duyarlıdır.

             Sana gereksinmem var.

            

































MİNİĞİMİN PARTİ HAZIRLIKLARINI PAYLAŞMAK İSTEDİM SİZLERLE.











       Affetmeyi öğrendiğimde ilk önce kendimi  affedeceğim.Günlerimi,yıllarımı,en güzel anlarımı  hoyratça kullanıp,yok edip,hiç edip,herşeyi dert  edindiğim için kendimi affedeceğim.
      Kendime göstermediğim özeni başkalarına  gösterdiğim için affedeceğim.Kendime,bu kadar  affetmek zorunda olduğum durumlar yaşattığım için  affedeceğim.
       Bir adım atsam ,gelecek gerisi.Hala neyi  bekliyorum.Affetmek bu eziyetten,bu yükten daha mı  zor ?Oldu,bitti,yaşandı....Ahh etme,affet .

                                                              (06/04/2015)




Kırık bir veda döküldü gözlerimden ayak uçlarıma. Başımı döndüren yüreğini yüreğime niyet tutarken göz yaşlarımı ardından kaybettim. Hükümsüzdür sadece yüreğine..Kırık bir veda.. Belki dostane belki de ölümüne sevdalı bir masalın kahramanıyım. Toprağıma kaybettiğim yaşlarımın ömründeyim. Musallamı sorarsalar  adımı unuttum.. Gözlerimden bulut misali yağarken; sisli bir sabahın ilk mahmurluğuna çalıyor yarınım. Gecenin koynundan düşen bir meçhulüm. Bana bir ad var mı? Alyazmalım, gönülsazım, yanık türküm..
Yüreğime düştüğün o sonbahar ikindisinden beri aklım hep hayalinle ayazlarda. "Üşüyor ellerim "dediğinde yanında yoksam bilki ellerim kayıp ayazlarımda. İlkbahardan kalma en sevdiğin papatyalar var sol yanımda. Sesin hala kulaklarımda; "Gelecek baharda sözüm olsun sana papatyalardan taç yapacağım".. Alyazmalım, gönülsazım, yanık türküm..Gelmiyor bahar..Baharlar uzak.. Baharımsın ama yoksun..Papatyalarım soluk.. Biliyor musun sana susmalarımın adını koyamadım. Yüreğime damlayan sızıyı duydum ,ama adını koyamadım. Bana bir ad var mı? Ne çok birikmişim var gizimde. Sarhoş ellerimi daldırdığım umutlarımı tek tek kaldırıyorum ömür defterimden. Kırık bir vedanın ardı sıra yanık bir türkü tutturmuşum, sol yanımdan sızlayan bir yaranın izine.. Yazan ben söyleyen yine ben.Duymazsın ki bilesin.. Bir garip aşık dediler yüreğimin kör kuyularına .En kuytularda saklım adını görmediler ,sevdama Mehtaplı gecenin en koyu aydınlığı dediler, Çöllerde bulunan serabın kum taneleri dediler ,Kaybolan yıldızın çobanı dediler..Bilmediler yüreğine yüreğimi Ömrüne ömrümü bildiğimi.. Seni gördüya gözlerim, ah gözlerin ah, benim çeyizim..Gözlerin derdimin merhemi yüreğimin sihirli sözü ela gözlerin.. Gönül zenginim, ömür nazarım, sevdam.. Yağmur yağıyor.. zamanın ipine astığım sabahlarımı gecelere sallıyorum. Sen yine yoksun ve ben senin yoksulunum. Her güne bildiğim nefesimi ömrüne vermekteyim.. Ömrüme biçilen yazıma razıyım..Gel desem biliyorum ama dilime vurulan kilidin ucu kırık, kelimelerim ömür boyu muhabbet . Gardiyanımın gözleri kör.. Bir çiçek olsam hep yanında kalsam. Beklediğin çiçeğin.. Hani her daim söylediğin; "Ben ömrümde hiç çiçek almadım" dediğin, işte o çiçek olsam. Bir gül, bir karanfil, bir menekşe.. Yüreğime düşen çocuksun, içimde kıpır kıpır büyüyen.. Bugün acaba hangi yaramazlığı anlatacak diye beklediğim içimdeki bensin. Sevdam, aşkıma nefes bildiğim, ömür kuşum.. Ellerime değen yüreğini kıskanırım gözlerinin değdiği nazarlardan. Gamzene vurulduğum tebessümünden gözlerimi, ben seni benden kıskanırım.. Varsın mecnun desinler yüreğimin atışına.Ömrüne yağan yarınıma bugünsüz desinler. Bilmesinler seni benim ellerimde.. Ben seni sensiz yaşıyorum buralarda.. Dostum, ömrüm, karanlık ışığım, canım.. Seni seviyorum ömrüme mühürlüm.. Varsın yanık sevdalara değmesin adımız benim masalım sensin.. KIRIK BİR VEDA; MASALIMIN SONU.. BİR YÜREK NAAŞI VAR, ADIM YOK..


Merhaba sevgilim!
Halini sormak değil niyetim, 
Hayalinden bilirim.
Hala eskisi gibi güzelsin. 
Başka baharlar daha mı yaramış ne?
Saçların hala çok siyah.
Bir benim saçlarıma mı kar yağdı? 
Sitemkarlığım tuttu gene.
Neyse!
Sana biraz kendimden bahsetmek istiyorum. 
Havalarda soğudu bu aralar.
Üşüyorum sanırım
Yine eylül edebiyatı yapacak değilim sana.
Rüzgar var,
Ve üstelik Ekim'deyiz
Bu mevsimde soğuk olur buralar .
Çaydan şekerden söz etmeyeceğim.
Tadım tuzum hiç yok.
Eskisi kadar çay içmiyorum zaten.
İçimi ısıtmıyor pek.
En sevdiğim bardağımda kırıldı.
Nedense senden sonra böyle bir adam oldum,
Bütün sevdiklerimi kırmaya başladım.
Çok kırılınca keskinleşiyormuş insan,
Yoksa bu ben değilim.
Ellerimi tutan herkesin, sen diye kanatıyorum avuçlarını.
Neyse havalardandır diyorum.
Bugün epey bir yağmur yağdı.
Dışarı çıkmadım hiç.
Kapalı havalarda daha bir mutsuz oluyorum.
Yoksa yağmuru severim bilirsin.
Gök üstüme çökmezse belki çıkar yürürdüm biraz.
İçimin üşümesini de saymazsak!
Ellerimde üşümüyor henüz,
Sadece Şubat'da biraz üşür
En iyi Annem bilir, ellerimde hala sıcaklığı var.
O zaman çok kar olurdu Şubat'da.
Yine de içim hep bahardı yanında
Babam hep derdi oysa?
Çetin kışların baharı güzel olur diye!
Ömrüme yağan bu kadar yağmurdan sonra?
Bir gökkuşağım olmalı diyorum!
Yoksa bu yalnızlık benim değil!
Herkes mi öldü seninle..?
Neyseki ölenle ölünmüyor
Keşke ölseydin!
Tamda yasını tutabilecek yaştayım
Yer yer aklar düşmüş olsada, sakal hala yakışıyor bana
Ölümüne uzatırdım hiç olmazsa
İyimser hallerim de yok değil.
Her şey olacağına varır diyorlar...
Sen yoksun!
Olmaz öyle, o'nun olacağı bendim diyorum!
Yüzüm düşüyor yokluğuna.
Toparlayamıyorum.
Artık bu duruma pek takmıyorum aslında... Alışıyorum da yokluğuna,
Bunun tasasına da düşme.
Sakın..!
Gitmeyi zor zannederdim.
Hala zan altındayım!
Aşk hakkım haramdır başkasına!
Hangi yürek almış ise;
Ayrılık olsun hakkım ona.
Ayrılık olsun!
Geçen artistin biri bağırıyordu?
Dünya dönüyor diye
Eylül olunca senin oralar sende bana yaz olur mu?
Cevap için acele etme.
Eylül tez gelir.
Bir bakarsın beyaz bir yokluk düşmüş,
O simsiyah saçlarına.
Unutma!
Ekim mutlaka tarayacak seninde saçlarının beyazını


Kenan Vançin




Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Evdeki tüm tamirat,tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler,dik durmayı da,güçlüdürler çünkü…

Aşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmazlar.Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.
Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan,yansıtmazlar çünkü. Para var mı,işyerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın.
Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. Eskaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın,tahammül edilmez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar!
Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber.
Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden gitmiş erkeğe muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış.
Erkekler çok severler böyle kadınları. Birinin ona muhtaç olduğunu görmek bir çok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır.
Mesela fatura filan yatıramazlar,anlamazlar çünkü. Nerden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler. Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar. Akşam eşleri eve geldiğinde,bugün nereye yemeğe gidelim,diye sorarlar. En kötü ihtimal dışardan yemek söylerler. Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar. Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine, hiçbirşeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler,kıskançlık krizlerini de severler. Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk edemezler. Çünkü o güçsüz,kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur.Koruyup kollanmalıdır her an o!
Zayıf kadınlar hiç çökmez,buruşmaz ve yıpranmazlar. Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır. Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar...
AYLİN KOTİL


      büyük bir hevesle başladığım dikiş maceralarım   çeşitli yoğunluklarım yüzünden yarıda kalmıştı.hep aklımda olan bir tasarımı sonunda uygulayabildim.çok acemice oldu.ama bana inanılmaz keyif verdi.






BİR KIZI OLMALI İNSANIN,

Canını emanet ettiğin,elin,ayağın,gözün,kulağın,her şeyin.

Bir kızı olmalı insanın.

Bir hata yaptığnda,gözlerinin içine baktığın,bakar bakmaz masumiyetiyle saniyeler içinde eridiğin,vefasına taptığın.

Bir kızı olmalı insanın.

Evinde babasına,annesine karşı nazlı niyazlı,

Sokakta cadılığından ve hışmından korktuğun.

Bir kızı olmalı insanın.

Herkes terkettiğinde seni,varlığında da,yokluğunda da,evliyken de,bekarken de

babacığım ya da anneciğim diye kucak açtığında,gözyaşlarıyla bağrına bastığın.

Bir kızı olmalı insanın.

Demlediği çayı süzülerek getirdiğini seyrettiğin,

Pişirdiği kahvenin tadına gizlediğin,özenle bezediğin.

Bir kızı olmalı insanın.

Canıyla canlandığın,varlığıyla anlamlandığın,

Özlemiyle ve iç çekişlerinle dağ dağ efkarlandığın.

Bir kızı olmalı insanın.

"Dünya bir yana,kızım bir yana" diyebildiğin......